Yolunu gözleyip durduğum ayaz geceler
Yağmur yağarken ıslanmak istemek
Kar altında kemiklerine kadar üşümek
Topuklarıma kara sular düşenedek yürümek
Nedenini bilmediğim, bilemediğimiz geceler
Nazlıha’yı beklediğimiz geceler

Giderken ne bir mektup, ne bir veda
Yolunda ne bir iz, ne bir seda
Nedeni bilmediğim, bilemediğim şu eda
Nedeni bilmediğim, bilemediğim şu feda

Ne,
Feda,
Etmesini bilir mi insan oğlu
Gönül kapısın açmasını bilir mi âdem kızı

Kara bir gün
Bilirim, karaları
Karalar,
Karalara bürün de gel…

Nazlıha’na 2

Nazan dedim anlamadın,
Canan dedim duymadın,
Nilgün yazdım varmadın,
Anladın zannettim,
Bekledim akşama doğru

An itibari ile kemane duyulur
Asrın en güzel sesi seninle olunur
Fark edilir, hissedilir, seher vakti dinlenir
Eller semaya doğru, seninle bilinir
Anladın zannettim, feryada doğru

Karalar, karalara bürün de gel...

Şiirler öksüz kaldı, bulamadım tek hece
Bense yetim viran kalmışım
Anla, şiirlere doğdu
Anla, akşam güneşi bata durdu
Ay yüzünü döne durdu
Gece buz ve ayaz
Seher kasırganın cehaleti
Gönlüm savura durdu
Güneşten yüz çevirdim
Sana doğru
Ey yar, sende soğuk rüzgarlar var anlayamadığım
Ey yar, sende buzullar var anlayamadığım
Ey yar, sende uzaklık var anlayamadığım
Ey yar,
Ey anlamadığım,
Ey anlatamadığım,
Karalara bürün de gel…

Nazlıha’na 3

Zamanın yolunda boşluğa ...
Yolun da sonuna ...
Karalar,
Karaları giydim çıktım sehere ...
Gassal yüzüme, su vurdu
Sesim semavattan duyuldu
Cesedim evinin kapısında bulundu

Zor kapında beklemek
Zan altında bırakılmak
Bebekler gibi emeklemek zor
Zaman kumları dökülürken aşağılara

Ayağım teki düşe duruyor
Yolun süre geliyor gönül
Gözler göre duruyor
Nazlıha’nın sesi kesile duruyor
Lal olup susma, söyleyeceğin çok şey var
Yüzün bana dön, göreceğin çok şey var

Zahmet üstüne zahmet çekenim
Vahdet içinde vuslata gidenim
Nazlıha’na sözüm ederim
Duyulur çarşambaya doğdu
Ressam değilim resim çizemem
Sanatkar değilim, şair hiç değilim
Yazar değilim yazamam
Sağır değilim, lal hiç değilim
Zannımca söylerim sabaha doğru

Karalar,
Karalara bürün de gel…

Nazlıha’na 4

Masum değil seher vakti gözlerim kırpmadan sabaha girerken
Bir söz bir kelam için orman yakarken masum değil geceler
Ay yüzüme baka baka güneş sabaha doğdu
Kıymet bilinmeyen gönlüm, virana doğdu.
Dönüp bakmayanlar masum değiller, halim hicrana vurdu.
Zamanın bekçisi bir avuç kum tanesi,
Saklanma Kaf dağın ardına,
Masum değil kimse,
Sende masum değilsin.
Masum değilim,
Ey yar
Matem kalesinden gözlerim
Ey yar
Karalar,
Karalara bürün de gel…
Var bu şehre akşama doğru

Nazlıha'na 5

İnsanın yolu imandır mücahitlik uğrunda
Aşkın imtihanı müceddidin avucunda
Yorma ayakların bilmediğin dergah yolunda
Akıl imtihanı satranç masasında çözüldü
Biri bir taş oynattı milyonlar döküldü
Rüzgar esti her yer küle dönüştü
Biri bin taş yedi
Dünya gözün kapayıp, sırtın arşa döndü

Nazlıha’nın aşkında ben bir devletim
Karar hüküm bilmem ben bir keremim
Aslı’nın yolunda küle dönenim
Leyla uğruna dağı taşı delenim
İmanım yok aşkın yolunda sona doğdu

Nazlıha, aşkın yolunda, asrın sonunda gecenin
Zamanın kumları dökülürken aşağılara
İmanım sağlam, seni en iyi bilenim

İmanda var, imkanda, yolda var, güzergahta
Yol gitmesini bilen, dert çekmesini bilen
Aşk sevmesini, sadakati, şefkati bilen
İman sağlam, sehere doğdu
Karalar,
Karalara bürün de gel…
Var bu şehre akşama doğru