Fransa'nın bir liman kentinin denizci mahallesinde gezinirken duyduğu arya söyleyen sesi izleyerek tanımadığı insanların marazi hayatlarına dalan bir gezgin; patronuna kölece bağlılığı yüzünden korkunç bir eyleme sürüklenen karanlık, itici ve yabani bir hizmetçi; 1810 yılında İspanya'daki savaşta yaralanan, düşman bir ülkede amansız bir hayatta kalma mücadelesine girişen bir Fransız albay; 1918 yılının bir yaz gecesi Leman gölünde bulunup kurtarılan, ancak sonra yüreğini kavuran yurt özlemine yenik düşen bir Rus savaş esiri; yaşıtları üniversiteye giderken hâlâ liseye devam eden avare bir gencin öğretmeninin otoritesine isyan ettikten sonra ödediği ağır bedel.

Zweig bu öykülerde insanı insanlıktan çıkarıp en uç noktalara sürükleyen deneyimlerin izini sürerken, okuru da ister istemez karakterlerinin ruh çalkantılarının içine çekiyor…

Tanıtım bülteninden alıntıladığım yazıdan sonra kişisel yorumuma gelecek olursak kitap yine bir Stefan Zweig klasiği olarak intihar sahneleri ile dolu.

Bu hikayelerde Olağan Üstü Bir Gece hikayesindeki subayın yabanıl, vahşi duygularını tatmin etme anına yakından bakan ve bize orada açıklık getirdiği bu duyguyu bu hazzı beş hikâye ve beş karaktere yaşatarak her karakterin hayatına son vermiştir. (Düzeltme: Dördüncü hikâyede bu bahsettiğim olguyu yapan ana karakter değil idi Rus devleti idi.)

Peki neydi hikayelerin ortak paydası olan yabanıl ve vahşi olan!

Eskiden böyle biri değildi… Ben… azap çektirdim ona. Çok yoksul olmasına karşın aldım onu, sırtında elbisesi bile yoktu, hiçbir şeyi, hiçbir şeyi yoktu… bense zenginim… yani varlıklı… zengin değil… ya da eskiden öyleydim… hem biliyor musunuz, bayım… ben belki de, - o haklı – tutumluydum… ama eskiden öyleydim, bayım, o felaketten önce, şimdi buna lanet ediyorum… ama babam da annem de öyleydi, herkes öyleydi… ve ben her kuruş uğruna çok çalıştım… o rahat biriydi, güzel şeylere sahip olmayı severdi… ama yoksuldu, bunu yüzüne her fırsatta vurdum… Yapmamalıydım oysa, şimdi biliyorum bunu, bayım, çünkü gururludur o, çok gururludur… Onun kendini gösterdiği gibi biri olduğuna inanmayın sakın… yalan bu ve böyle yaparak kendi canını acıtıyor… sırf… sırf canımı yakmak, bana azap çektirmek için… bir de… bir de utandığı için… Belki de kötü biri olmuştur, ama ben… ben inanmıyorum… çünkü bayım, çok iyiydi o, çok iyi… 

…, “O çok iyi biriydi,” dedi, “bana karşı da… Onu sefaletten kurtardığım için bana minnettardı… onun minnettar olduğunu ben de biliyordum…ama…ben…ben bunu duymak istiyordum… sürekli onun minnetini duymak bana iyi geliyordu… bayım, hissetmek, birinden daha iyi olduğumu hissetmek tarifsiz iyi geliyordu… hele aslında daha kötü biri olduğunu biliyorsa insan… onun minnetini sürekli duyabilmek için bütün paramı feda edebilirdim… o çok gururluydu ve benim o minneti duymayı talep ettiğimi çok gururluydu ve benim o minneti duymayı talep ettiğimi anlayınca gitgide daha az dile getirir olmuştu… Bu yüzden… sırf bu yüzden bayım, onu hep yalvartıyordum… hiçbir şeyi kendiliğimden vermiyordum… her elbise, her kurdele için gelip yalvarması ruhumu okşuyordu… üç yıl boyunca böyle eziyet ettim ona, dozunu artırarak… ama bayım, onu çok sevdiğim için yapıyordum bunu… Gururuna bayılıyordum, ama bu gururu ezmeyi seviyordum…

Kitaptan alıntıladığımız bu kesitte bahsi geçen kadının nasıl değiştiğini sadece söyle kısaca bahsedeyim bu kadında bu adam gibi oluyor sonunda…

Bu kitapta yer alan hikayelerde ortak tema insanın yabanıl ve vahşi olan artık psikolojik sorun olarak mı değerlendirirsiniz farklı hazlar ve zevkler mi orasını size bırakıyorum ancak insanın toplumun veya kişisel baskıların sonucunda bu şekilde evirildiğini sergiliyor ve sonuç itibari ile insanlar katil ve aynı zamanda intihar ile biten bir yaşam sahibi oluyorlar.

Stefan Zweig ‘in en sevdiğim kaleminin özelliklerinden biridir bu çok önemli insani duygulara değinip süreci, dakikaları saatler nispeti ile genişleterek zamanı geniş bir yelpazeye yayıp, hikâyede gerçekleşen olayın derinliklerine ve karakterlerin psikolojik dünyasına inerek bunu yapması ve ortaya gerçekten her satırı ile okunası metinler çıkarmasıdır.

Bu yukarıda bahsettiğim ilk hikâye içeriğindendi ikinci hikâyeye de şöyle kısaca değinerek birkaç detay daha paylaşmak istiyorum.

İkinci hikayesinde yetim  bir kız çocuğunun kısaca yaşamanı değinim hizmetçi olarak bir sahip yanında çalışmaya başlaması… sahip diyorum çünkü bir köpek sadakati ile sahibine bağlılığı işleyen bu hikayede hizmetçi kadın sahibin yaşadığı tüm zevklere hizmetçi içsel dünyasında ortak oluyor ve öyle ki sahibin bu yabanıl zevklerinden hikayenin sonunda gelişen olaylarla birlikte mahrum kalma durumu onu psikolojik bir çıkmaza sokuyor ve psikolojik olarak değerlendirdiğinizde sorunlu olan bu kadın bu durumdan dolayı hayatına son veriyor.