Yazımız insanın tasarlayıp, ürettiği ve her geçen gün geliştirdiği insanlığı esir alan para üzerindedir.

Dizgi: Ağaç Ev Sohbetleri [79]
Konu: Para Olmadan Yaşanılır Mı?
Konu içerikli yazıya buradan ulaşabilirsiniz.


Bugün dünyanın elindeki parasını alsak geriye kocaman bir hiç kalırdı.

Geçmiş atalarımızın parayı ne şekilde icat ettiğine dair pek bilgim yok, bu sebeple kendi görüşlerim ve hayal dünyamda tasarladığım bir gidişat bu konuya eşlik edecek. Malumunuz bir önceki hafta bu sohbet dizgimizde insanın üretmeye mahkum bir canlı olduğundan ve bunun biyolojik temellerinden, bir nebze de olsa atalarımızdan bahsetmiştik. Geçen haftanın ışığında baktığımız zaman paranın icat olması gayet doğal ve olası bir sonuç gibi duruyor. Bu görüşü nasıl bir senaryoya bağladığımızdan bahsedelim ve sonra sonuca bağlayalım.

İnsanlık her gün keşif halinde olmuştur. Bundan sonra da keşfetmeye devam edecektir. Atalarımızın icat ettiklerine girersek çıkamayız ancak özetle bunları gruplayarak gidelim. İnsanlar genelde ihtiyaç halinde gelişen ürünler icat etmişlerdir. Ancak bu üretim sürecinin içerisine bir süre sonra eğlence üretimi de girmiştir. Takas usulü yaşanan bir dünyada, icat edilmiş her hangi bir eğlence ürünün karşılığı yaşam malzemesi olamaz. Çünkü eğlence ürünün olmaması hayati ve zaruri değildir. Bu sebeple başlarda takas usulü ile bile olsa bu alış veriş biçimi sürdürülebilir değildir.

Atalarımızın yerleşik düzene geçmesi ile birlikte bu şekilde farklı farklı kategorilerde karşılık bulamayacağımız ürünler gelişmiştir. Bu yerleşik hayatın doğurduğu birçok farklı iş kolu da oluşmuştur. Bu kadar farklı ihtiyacın karşılığını sadece tahılla karşılayamazsınız. Emek ise eğer bunu emekle de sağlayamazsınız. Eğer görev dağılımı ise görev dağılımıyla da sağlayamaz ve bunu disiplinli bir şekilde sürdüremezsiniz.

Bu mutlak süreçte devrin gelişim göstermesi ile seyir bu yönde oluşmuştur. Bir yerden sonra yerleşik yaşam sisteminin getirilerini doyuramayan takas sistemi çökmüş ve buna bir çözüm aranmıştır. Bu yerleşik düzen bir devletleşme mekanizmasını tetiklemiş ve bu devletler eliyle bu sisteme bir çözüm getirmek maksatlı dönemin ileri gelenleri toplanarak bir sitem kurmuşturlar.

Muhtemelen bu ileri gelen kişiler tahıl baroları kurmuş ve bu silolar ile halkın gıda ve diğer ihtiyaçlarını gidermeye çalışmıştır. Ancak insan gözü doymaz ve tatminsiz bir varlıktır. Eşitlik kavramını hazmedemez, aslında kendinden zayıf kalan veya eksik kalan bir insanın kendi sırtından geçinmesini hazmedemez. Yani toplumun düşkün kısmına bakmak ve bunların geçimini sağlamak istemez ve bu sistem böylelikle çöker.

Herkes emeği karşılında ürün aldığı durumda ise toplumda ast ve üst tabakalar oluşur. Üst tabaka alt tabakaya hükmetmeye başlar ve bu sistem sonucu kölelik gibi unsurlar doğar. Kölelerin hizmet ettiği bireyler iyice zenginleşir ve tüm tahılı elinde bulunduran bu üst tabaka alt tabakayı açlıkla imtihan eder ve daha da köleleştirir. Bugün ki kapitalist sistemin daha serti bir durumdur.

Bu ileri gelenler tüm bu ayrışmaya ve insanın temel ihtiyaçlarını karşılama gibi sorunlarına son vermek,  yerleşik düzenin getirmiş olduğu tüm ihtiyaçların karşılığının belirginleşmesini sağlamak ve bunların ödemelerini mümkün kılmak için parayı çözüm olarak görmüş ve bu ürünü geliştirmişlerdir. Bu icat olan para o gün ki şartlarda demirden veya farklı madenlerden yapılmış ve günümüzde insanın hiçbir şekilde çıplak gözle göremeyeceği ve cildi ile hissedemeyeceği bir elektrik yüküne kadar indirgenmiştir.

Bu sistem, karşılığını insanların çok rahat unuttuğu, kullanılabilirliği ve tüketile bilirliği yüksek, kağıt ve dijital sayılardan oluşan ürün olan paranın sonucu yeni teknolojiler ortaya çıkmış ve gelişim süreci hız kazanmıştır. Bugün artık dünyanın her hangi bir yerinden birey oturduğu yerden istediği ürünü satın alabiliyor ve bunun karşılığında hiç bir zahmet çekmeden, tek bir bastırma hareketiyle, elinde bulundurduğu elektrik yükünü boşaltabiliyor. Bugün tüm bu olanları ve insanların çılgın alışveriş alışkanlıklarını, makul ve mantıklı bir şekilde düşündüğünüzde, üretilmiş bir çok teknoloji insan ihtiyacı için gerekli değildir. Bugün bilgisayarın ve buna bağlı tüm sistemlerin insanın bu doğada yaşamını sürdürmesi ile hiçbir alakası yoktur. Bunu en iyi en kavrayabileceğimiz yerler, teknolojiden uzak yaşam süren köy topluluklarıdır.

Çağımız insanı bugün şöyle başını iki elinin arasına alıp düşünse, masaya bir oturup hesap yapsa, hiç ihtiyacı olmayan bir çok ürüne harcama yaptığını görecektir. Kişisel boyuttan çıkıp şöyle ülkesine baksa ve teknolojinin ürünü olan savaş sanayinin farkına varsa ve geçmişini irdelese bu para kültürünün ne gibi sonuçlara mal olduğunu fark eder, aydınlanma yaşar. Evet, bazen bir dünya ilim okumaktansa beş dakika oturup tefekkür etmek insanı ermişlik makamına yükseltir.

Her yazımda değinmeye çalıştığım gibi bunun da çözümü mutlak surette okumak, okumak ve okumaktır. 1. Okumak; Kitabı Hakikati okumaktır. 2. Okumak; Kainatı okumaktır. 3. Okumak; Kendini okumaktır.

Başta dünyanın elinden parasını alsak hiç kalırdı, demiştik. Evet, yaptığımız açıklamalar ışığında bakıldığında görülecektir ki, para, insanın zevk unsurlarını karşılamak gibi bağımlı duyguları tatmin etmek için vardır. Bugün sigara, alkol veya başka bir bağımlılığı olan birinin elinden bağımlı olduğu ürün alındığında, o kişinin hali nasılsa dünyanın hali odur.

Son olarak anlaşılmış olsa da soruya net bir cevap olması adına, evet parasız olarak yaşamak bireysel çapta mümkündür. Ancak insan oğlunun tasarlamış olduğu çağımız dünyasının parasız yaşaması mümkün değildir.

Bu yaşam tarzının giderek hız kazanması ve tüketimin daha da artması kaçınılmaz bir gerçektir. Bu gidişat doğanın bize verdiği nimetlere şükürsüzlüktür.  Bu ne kadar daha bu şekilde devam edebilir buna yorum getirmek zor ama doğanın bizden isteyip alamadığı talepleri karşılığında, bize vermeye devam ettiklerinde kısıtlamalara gideceği aşikardır. Doğa bugün insanların yaptıklarına karşılık vermektedir. İnsan nüfusunun artışına paralel olarak hayvan nüfusu azalmaktadır. Hatta nesilleri tükenen hayvan sayısı da artmaktadır. Küresel ısınma ile dünya bize sunduğu yağış nimetini kesmeye başlamış ve toprak bize ekin vermek yerine nefretini kusmaya başlamıştır. Bu süreç böyle devam ederse dünyanın bir kaos ortamına dönüşeceği malumdur.

Her geçen gün köye dönüş hikayeleri ve ilkel yaşama dönüş dediğimiz, inanın kendi doğasına dönüş döngüsü başlamalıdır.