Bu ilk paylaşımım olması sebebiyle sizlere biraz kendimi tanıtmak ve olabildiğince hayattan birkaç kelam etmek isterim. Bundan sonraki paylaşımlarımda sahne aldığım tiyatro oyunları, spor hayatım, keman sevdam konulu içeriklerle burada olacağım, okuduğunuz için teşekkürler, takipte kalın, sağlıcakla kalın.


2000'leri son durak olarak nitelendiriyorum zira çocukluğumda yaşadıklarımı şuan ki çocukların yaşayamadıkları kanaatindeyim. Bunları size hem sohbet havası içerisinde hem de örneklendirerek açıklamak isterim. Umarım sizlerde yorumlarınızda çocukluğunuza dair örneklemeler getirirsiniz.

O halde başlayalım;

Benim çocukluğum seksek, saklambaç, ip atlama, mübarek dokuz taş (ne zor vurulurdu yahu🙂) ve elimde 1 TL ile bakkaldan bir çok güzel yiyecek alabilecekken bunu eleyip, gezici salıncağın peşinden koşmakla geçti.

Her sabah olduğu gibi annemin bizi okul için uyandırmasıyla yer yatağından kalkıp, okul kıyafetlerimizi giyip, çantamızı da hazırladıktan sonra yola koyulurduk . Tabi, okula gidiş macerası bir başka; beni bazen hocam götürürdü, bazen de annem. Annelerimiz arkada, biz önde tekerlekli olan okul çantalarımızı yarıştırarak okula varışı gerçekleştirirdik. Okulda geçirdiğimiz güzel vakitlerin ardından son dersimizde, o güzel seslerimizle, hocamızın bize öğrettiği şarkılardan birini patlatır ve evin yolunu tutardık. Hızlı bir şekilde eve varan bizler, dışarı çıkma biletimiz olan ödevleri tamamlardık. Sonra arkadaşlarımızı çağırıp binanın merdiven demirlerinden aşağıya kadar kayıp, oyun için start düğmesine basardık. Her zaman olduğu gibi kızlar sekseğin başına, erkekler de  topun peşine koşardı. Ama, hepimizin birleştiği bir nokta vardı, oda gezici salıncaktı. İşte eğer onun uzaktan bizim sokağa doğru geldiğini görürsek, hemen annelerimize seslenip para vermeleri için ısrara tutuşur, nihayetinde aldığımız parayla abinin bizleri salıncaklara yerleştirip, uçurmasını büyük bir heyecanla beklerdik. Akşam olunca büyüklerle oynadığımız dokuz taş eğlencesi ise bir başkaydı. Kısacası bir çocuğun asıl yaşayacağı her şeyi en son biz yaşadık diye düşünüyorum.

Gelelim şimdiki hayattan birkaç kesit paylaşmaya, ben 20 yaşındayım ve artık hayatı daha yakından gözlemleyebiliyorum. Parklara gidiyorum ama çocuk bulamıyorum. Daha da göze batanı ise parklarda artık kum olmaması. Şimdiki çocuklar ondan bile mahrum edildi.😞 Çocuklar annelerinin ya da babalarının gözlemi doğrultusunda, birkaç oyun aletiyle zaman geçirdikten sonra evin yolunu tutup evde onları bekleyen internet ağının eline kendilerini bırakı veriyorlar. Ne yazık ki bunda biz yetişkin bireylerin de payı var. Çocuklarımıza oyun sahası yaratmıyor, kendi işlerimizi bahane ediyoruz. Başka şeyler söyleyerek olayı geçiştiriyoruz. Fakat çocukken bizimde  ailelerimizden istediğimiz şeyler farksız değildi. Sadece bizimle ilgilensinler, yaptıklarımızla övünsünler isterdik ama şimdi görüyorum ki övünme şekillerimizde değişmiş. Benim çocuğum 3 yaşında, şu teknolojiyi benden iyi biliyor vs. zira örneklendirdikçe hüznüm artıyor. Çocuklarımıza şuanda yaşamış oldukları şaşâlı hayatta önlerine her şeyi sunma isteği olan bireyler var. Elbette evladınız ve mutlu etmek için çırpınıyorsunuz fakat bunu maliyetsiz olan sadece sevgi, saygı ve huzur üçlüsüyle de elde edebilirsiniz. Mesela onlarla sohbet edebilirsiniz. İnanın siz onların hayatta örnek alacağı en güzel şeysiniz.