Kitap Atölyemizin konuğu Peyami Safa'nın kaleminden Fatih Harbiye ile ilgili kitap yorumumuzu içermektedir.

Dizgi: Kitap Atölyesi
Kategori:  Roman
Kitap Adı: Fatih Harbiye
Yazar: Peyami Safa


Peyami Safa'dan okuduğumuz, "Fatih Harbiye" yazarın kaleme aldığı kitaplardan ilkidir. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde çıkan kitaplara hep soğuk yaklaşımız olmasına rağmen, bu kitapta da yabancı kelimeler bulunmasına karşın, dilin ağırlığı gibi bir durumla karşı karşıya kalmadık. Son derece yalın bir dille kaleme alınmış "Fatih Harbiye" eseri üslubuyla ve içerdiği konu itibari ile bizi etkilemeyi başaran, okunabilirliği yüksek bir eser oldu.

Büyük Eserler, büyük ruhların enginliğinde yoğrulur ve doğar. Bu itibarla "Fatih Harbiye" gibi kudretli eser veren Peyami Safa'nın kişiliği üzerinde söz söylemeyi lüzumsuz buluyoruz.

Ötüken yayınlarından okuduğum "Fatih Harbiye" eserinin önsözünün ilk paragrafında Peyami Safa bu şekilde zikrediliyor. Aynı görüşe sabit kalıp yazar hakkında söz söylemeyi lüzumsuz buluyorum.

Kitabın ön kapak tasarımında, yazarın baş harfleri içine oturtulmuş, yazara dair bir portre ve kitabın konusu ile alakadar bir kaç figür görmekteyiz. Kitabın genel olarak kapak tasarımı yalın ve başarılı bulduk.  Kitabın iç sayfalarında her hangi bir basım hatası ile karşılaşmadık. Yazı puntosu okunabilirlik açısından gayet düzgün ve iç sayfalarda eski kelimelere açıklama eklenmiş olması güzel bir uygulama olmuş. Kitabı baskı açısından değerlendirdiğimizde özetle; her hangi bir sorun yok ve düzgün şekilde hazırlanmış.

Eserimiz konservatuvarlı bir kızın gelişim sürecini konu alıyor. Karakterin başlangıç olarak ilişki hayatına değinen Peyami Safa, karakterin bulunmuş olduğu konumdaki doyumsuzluğunu konu almış ve bu durumdan çıkış olarak kendine belirlediği hedefleri sergilemiştir.  Hikaye gelişimi sırasında dönemin kadın algısını ve yazarın batılılaşma hakkındaki fikirlerini sergilediğini söylemek istiyor ve aşağıda detaylıca üzerinde durduğumuz konuya burada tekrar değinme gereksinimi hissetmiyoruz.

Kitap her hangi bir akım, görüş, düşünce veya başka bir fikir etkisinde kalmadan okunduğunda dönemin yaşantısını güzel bir şekilde aktarmayı başarıyor. Edebi metin olarak değerlendirdiğimiz taktirde yazarın yapmış olduğu betimlemelerle hikayeyi okura yaşatma yeteneklerini başarılı bulduk. Okumaya ve okutulmaya değer olarak yorumlayacağımız kitabı içerisinden alıntılarla aşağıda özetlemeye ve hakkında fikirlerimizi beyan etmeye çalıştık.

Yayın Tarihi:15.10.2020
ISBN:9789754370232
Dil:TÜRKÇE
Sayfa Sayısı:128
Cilt Tipi:Karton Kapak
Kağıt Cinsi:3. Hm. Kağıt
Boyut:12 x 19.5 cm


Fatih Harbiye: Arka Kapak




Darülelhan’ın (Konservatuvarın) alaturka kısmında ud eğitimi alan Neriman, mensup olmakla iftihar ettiği Doğu kültürünü çok seven babası Faiz Bey’le on beş yaşından beri Fatih semtinde oturmaktadır. Yine bu semtte ta­nıştığı, babasına çok benzeyen ve Darülelhan’da kemençe eğitimi alan Şinasi ile yedi yıldır nişanlı­dır. Bütün mahalle, tahammül sınırlarını zorlayan bu nişanlılık ilişkisinin evlilikle bitmesini beklemektedir. Ancak Neriman’ın Darülelhan’da tanıştığı Macit, onun içinde yer etmiş Batılı bir hayat yaşama isteğini uyandırır. Neriman, Beyoğlu’nda, Harbiye’de yaşanan ışıltılı hayat tarzına imrenerek yaşadığı muhitten, evlerinden, babasın­dan, Şinasi’den ve hatta doğuyu temsil ettiğini düşündüğü kedisinden bile nefret etmeye başlar. Tramvay yoluyla birbirine bağlanan ama birbiriyle bağdaşması mümkün olmayan iki semt, Fatih ve Harbiye, aynı coğrafyada yaşanan bir kültür ve zihin geriliminin cepheleridir. Türk edebiyatının en üretken kalemi Peyami Safa, televizyon dizilerine de konu olan Fatih-Harbiye romanında toplumumuzun yaşadığı asrîleşme (çağdaşlaşma) sancılarına eşyalar, şahıslar, kurumlar ve mekânlar üzerinden ayna tutmaktadır.


Karakter, yıllardır süregelen ilişkisini önce kendi öznel olarak değerlendirmektedir ve mevcut ilişkisinin boyutunu kavramaya çalışmaktadır. Sevgisinin ne tarz bir sevgi olduğunu kendi içinde aramaktadır. Ancak sevgisinden tam emin olamayan karakterimiz. Bunun vermiş olduğu kafa karışıklığı ve bulunduğu konumdaki şikayetlerine karşın bir başka bireyi çıkış olarak görmüş ve bu bireyi çok arzuladığı entelektüel hayata giriş bileti olarak değerlendirmiştir. Bu süreçte karakterin katılacağı bir baloyla mümkün olacaktır.  Bu sebeple ailesine ve yıllardır süregelen ilişkisine karşı olumsuz durumlar peyda olur ve durumlar daha karmaşık bir hal alır.

"Bu insanlar böyle işte, diye düşündü, anlamıyorlar, babalar bile anlamıyorlar, onlara böyle lazım..." - Sayfa 54

"Bu dargınlık böyle uzayıp gitse, birbirimizi aramasak ne olur?" diye düşündü; mahiyetini tayin edemediği birçok hadiselerle dolu gördüğü istikbaline sabit gözlerle bakamıyordu. - Sayfa 60

Günün hayatına girmek için baloya ait ümidine sarılmak istiyordu fakat buna da cesareti yoktu ve ne olduklarını bilmediği bir alay meçhul ve yüzleri örtülü maniler, ümidin önünü kesiyorlardı. - Sayfa 78

Peki, Bey baba, peki... Hakkınız var, biliyorum, anlıyorum, bu böyle devam edemez diyeceksiniz, bir ayağınızın çukurda olduğunu söyleyeceksiniz, benim saadetimi görmek istediğinizi anlatacaksınız; peki, bunları bana evvelce de söylemiştiniz, peki, ben itiraz ettim mi?  - Sayfa 80

Babası ve muhitindekiler karakterin ilişkisinin artık evlilik ile neticelenmesi gerektiğini düşünüyor ve bu yönde karakterimize telkinlerde bulunuyorlar, ancak karakter şaşalı, zengin ve entelektüel bir hayat arzulamaktadır. Bu evliliği gerçekleştirse bu bir daha mümkün olmamak üzere rafa kaldırılacak görüşündedir. Karakterimiz bunu istememekte, bir çıkış yolu gördüğü balodan dolayı, bu süreci ertelemektedir.

Yazarımız Peyami Safa "Fatih Harbiye" eserinde entelektüel yaşam ile ilgili fikirlerini bu karakterin gelişimi içerisinde gelişen süreçlerde ustaca işlemiştir.

Bu bir entelektüeldi ve yalnız bir Türk kızının ruhunda değil, Avrupa'nın göbeğinde, hala sahte kıymetlerinin yeniden tetkiki için şiddetli münakaşalara sebep olan medeniyet meselesinin, basitleşe basitleşe Neriman'ın ağzından aldığı bu gülünç formül tuhafına gitmişti. - Sayfa 94

Bu satırlar kitabı okumadan sizin okuma lezzetini bozacak bir unsur olarak görülmediği için paylaşılmasında sakınca görülmemiştir.

Kadınlar medeniyeti gözleriyle anlamaya mahkumdur. Bunlar, hakiki medeniyetçilerden daha bahtiyardırlar: Şekillere iktifa ederler ve renklerin değişmesi onları eğlendirir. Fakat hakiki terakkiye inanan, kültür sahibi bir İngiliz kızın sükutu hayalini düşün! Her şeye vasıl olmuş fakat hiçbir şey bulamamıştır. İçlerinde intihar edenler var. Bu daha fena. Zira onlar için medeniyet, cazip bir renkler aleminden ibaret değildir. Onlar bütün ümitlerini insanlığın muhteva olarak tekamülüne bağlamışlar ve büyük harp misaliyle ve büyük bir har misaliyle de anladıklarını anlamışlardır. Onlar ideal sahibidirler; bizimkiler fantezi düşkünü; onların aldanışı daha korkunçtur. - Sayfa 95

Safa, burada bir durum analizi yapmıştır ve yabancı medeniyetlere özenin bizim milletimiz kadınları üzerindeki etkisini hikaye içine işlemiştir.  Bu paragraflar bize yazarın görüşleri hakkında keskin ipuçları vermektedir.

Yazarın, buradaki görüşlerinde, biraz duraksayarak, bu cümleler hakkında konuşmakta fayda var. Bu cümleler modern çağın kadınları tarafından eleştirilse de burada kitabın yazıldığı dönem göz ardı edilmemelidir. Kitabın yazıldığı dönemde dünyada kadın hakları, kadın erkek eşitliği diye kavramlar yeni yeni ortaya çıkarken bugün ki koşullarla duruma yaklaşması beklenemez. Yabancı kültürde gençlerin bu yaşantı biçimi neticesinde intihara kadar sürüklendiğine dikkat çeken Safa,  böyle bir durumun kendi milletinde, kendi kızlarımızda, yaşamasını istememektedir. Burada aslında verilmek isteneninde kültür kavramı ile alakalı olduğunu düşünüyor konu ile ilgili görüş bildirmek için biraz daha beklemeyi tercih ediyoruz.

Paylaşmış olduğum bu alıntılar Karakterin evlenmek üzere olduğu bireyin sevdiği kızı kendi tarafına çekmek bulunduğu sıkıntılı durumdan kurtarmak gayesi ile gerçekleşmiş olan diyaloglardır ancak bu diyaloglar sırasında bu karakterin de kendini keşfedişini ve gelişimini gözlemliyoruz.

Şinasi kendi kendine soruyordu: Niçin şimdiye kadar daha açık bir lisanla Neriman'a bu ültimatomu vermemişti? Birden bunun cevabını buldu: Mizaç! Şinasi'nin tabiatı böyle idi. Sessiz ve hareketsiz mücadelenin bütün vakarını taşımak istiyordu. Bütün hayatında hep böyle muvaffak olmuştu. Sözlerinden tavırlarına gelen ifade kabiliyeti ve belagat bundandı. Fakat bu sefer, meseleyi kökünden halletmek ve çabuk halletmek lazımdı. Ültimatom. Ala. - Sayfa 98

Şinasi burada kendi mizacının keşfine varmış ve bu doğrultuda cephe alması gerektiğinin kararını vermiştir. Yazarımız bireysel gelişimleri bu bölümlerde görüldüğü üzere ustalıkla işlemeye devam etmektedir. "Bu metinde asıl konu bu mu?", diyeceksiniz, pekala kadınlar, biraz sabredeniz.

Kızımız bu süreçte bir durum yaşar, entelektüel yaşam arzusunda olan bir kızın hikayesine tanıklık eden karakterimiz ve bu sebeple bir aydınlanma yaşar, olan biteni idrak eder. Kendi varlığı ve bulunduğu konumdan memnun olmaya başlar. Bu süreçte karakterin entelektüel hayata giriş bileti olan balodan da vazgeçecektir.

Kendisinde böyle geçici heveslerinin tarihçesini müphem surette hatırlıyor ve hayreti azalıyordu. Ne büyük bir arzuyla istediği şeylerden ne küçük sebeplerle nefret ettiğini düşündü. Bu, onda, ilk defa olmuş bir değişme değildi; bu adeta onun şahsiyetini ören esaslı ruhi haletti; hatta bunun bile değişebileceğini hissediyordu. - Sayfa 108

Bu cümleler yazarın batı yaşam tarzına bakış açısı çok net bir şekilde belirginleşiyor. Buradan işaretle yazar eleştirilmeye, belki tenkit edilmeye, aşağılanmaya ve hor görülmeye çalışılabilir, kadının yeri sorgulanmaya çalışılabilir ancak günümüzde ve kitabın yazıldığı tarihte kadının toplumdaki yeri bellidir. "Fatih Harbiye" konu itibariyle o günü yansıtmaktan öte gitmemekle birlikte toplumun batı medeniyetine bakış açısını da ortaya koymaktadır. Bu durumun en bariz sebepleri ise kültür farklarıdır. Bu hususta biraz önce belirttiğimiz unsurlarda değerlendirilerek yazar eleştirilmelidir. Birileri burada din farkı diyecek olacaktır belki ancak bunu söyleyen kişi Hristiyanlık (Avrupa da genel olarak Hristiyanlık yaygın olduğu için konu alınmıştır.) ile ilgili herhangi bir bilgisi olmadığını aşikar eder.

Kitapta mevcut Ziya Gökalp ile ilgili küçük bir görüş, benzetme mevcut bunu ayrıca paylaşmak istedim, bundan sonra, batılılaşmayla alakalı Peyami Safa'nın konu aldığı tartışmalara geçeceğiz.

Ziya Bey'e daha doğrusu onun kabul ettiği içtimai nazariyeye göre her kültür (o buna hars diyor) milli kalmalıdır ve milli kalmaya mahkumdur; tekniğe gelince bu beynelmileldir; fakat bunlar müphem tabirlerdir. Her alim, kültür meselesine başka başka medluller tayin etmiştir. Ziya bey ki, Dürkhaym demektir, kültür kelimesini milli müesseselerin bir terkibi şeklinde kabul eder. Tabir meselesi.  - Sayfa 114

Kitap bahsettiğimiz üzere Tanzimat’tan gelen, Milli Mücadele ve sonraki yıllarda yükseliş gösteren batılılaşma hareketlerinin Türk toplumundaki etkilerini anlatmaya çalışmaktadır. Bu durumlar hikaye içerisine gayet başarılı bir şekilde işlenmeye devam ettiğini gözlemliyoruz.

Garp medeniyetinin içinde Şark unsurları ve Şark medeniyetinin içinde Garp unsurları yok mudur? Fakat her şey bir derece meselesidir. Bugünkü Garp medeniyeti, gittikçe, terkibine daha fazla miktarda karışan çeliği hazmedemiyor ve kusmak istiyor. Onu makineleşmekten ve büyük sanayiin barbarlaştırıcı, hayvanlaştırıcı, tesirlerden kurtarmak için, terkibinde Şark unsurlarının çoğaltılması lazımdır. - Sayfa 117

Şarkla Garbın mültekasında olan Türkiye, Garptan tesir almakta tereddüt etmemelidir. Ancak, bu tesir, bizim tarafımızdan yapılacak mukabil bir tesiri ihlal etmeyecek derecede kalmalı, yani kültürümüzün güzel ve halis köklerine kadar nüfuz etmemelidir. - Sayfa 118

Ah efendim, dedi, bizi bizden daha iyi biliyorlar; Mesnevi'yi de, Rubaiyat'ı da, Gazali'yi de, Farabi'yi de bizden daha çok okuyorlar; bizi bizden daha çok takdir ediyorlar; bizim bizden daha büyük düşmanımız yoktur efendim, yoktur. - Sayfa 119

Yazar kısaca ve naif bir dille toplumun durumundan bahis açıp bir değerlendirmede bulunmuştur. Bu tip içeriklerle kitabın değerlendirmesini yapmak gereklidir. Bir aşk hikayesi gibi bu kitabın değerlendirilmesi büyük bir hata olur.

Yapmış olduğumuz alıntılarla yazarın anlatım üslubu ve kitabın akıcılığı gibi unsulardan iyi bir fikir oluşturacağını düşünmekteyiz. Nitekim bu husustaki şahsi görüşümüz ise; kalemini başarılı bulduğumuz bir yazar oldu.

Peyami Safa Ötüken Yayınlarının deyimiyle; insanları kemiren duyguların sebeplerine, derinliklerine, köklerine inmekte; cemiyetteki çalkantılara yönelmekte; bu dalgalanmaların kişilere ne derecede etkilediğini tespite çalışmaktadır. Evet, aynen öylede cumhuriyet döneminde yapmış olduğu tespitlerin günümüzde aynı şekilde hatta katlanarak devam etmekte olduğunu görmekte ve gözlemlemekteyiz. "Fatih Harbiye" romanıyla bir gerçekliği ortaya koyup aynı zamanda bu durma yorum getirmiş olan Peyami Safa'nın (kültür kavramları nazarıyla) görüşlerine katıldığımızı ve desteklediğimizi belirmek isteriz. Bir başka kültürün yaşam biçimine özenmek ve bu yaşam kültürünü sonradan edinmeye çalışmak gibi kötü bir hastalık yoktur. Bu durum kişinin kendi öz mayasını bozar ve kişiyi mutsuz ve hasta eder.  Peyami Safa'da yukarıda alıntı yaparak belirtiğimiz gibi intiharla sonuçlandığı belirterek buna açıklama getirmiştir. Burada birey ancak yabancı kültürde gördüğü iyi şeyleri kendi kültürüne uyarlama yaparak kazandırabilir ve kendi kültürünün iyi yönde gelişmesine katkı sağlayabilir. Ancak bahsettiğimiz ve kitabın konu aldığı gibi bir bireyin kendi kültürünü hiçe sayarak bir başka kültürü entelektüel yani gelişmiş ve ilerici şeklinde değerlendirerek kendi yaşamına uygulamaya çalışması kişiyi bozar ve kişiye kötü tesir eder. Eğer bir birey gelişmek istiyorsa kendi kültüründen vazgeçmemelidir. Gelişmek için bireyin yapması gereken okumak, okumak, okumaktır. Okumaktan kastımızı kısaca belirtecek olursak; 1- kitab-ı hakikati okumak, 2- kainatı okumak, 3- kişinin kendini okumasıdır. Birey ilim, bilim ve tefekkür ile gelişir ve yol katleder.

Kadın hakları ve kadının toplumdaki yerine dair bir değerlendirme yapacak olursak; burada kültürel davranışlardaki hataların varlığı bugünde dahi söz konusudur. Ancak bunlar gün geçtikte daha iyileşmekte ve ilerleme göstermektedir. Kadın haklarını savunmak ve kadının yerini erkek ile eşitlemek gibi bir düşünce ile batılılaşmanın bağdaştırılması büyük bir hatadır. Kadının yerinin eşit düşünüldüğü sanılan çoğu batı ülkesinde kadınlara karşı haksızlıklar mevcuttur.  Partilerin, baloların veya her türlü keyfe keder eğlencenin kadın erkek eşitliğiyle bağdaştırılması kadını daha da alçaltmaktan başka bir işe yaramaz.  Gece yarısı kadının sokakta rahat yürüyememesi gibi unsurların toplumun tümüne mal edilmesi ve batılılaşmayla çözüleceği düşüncesi de hatalıdır.

"Bediüzzaman`ın eserlerini şayet ilk gençlik yıllarımda tanımış, okumuş olsaydım, büyük ihtimalle gözlerimi bu kadar erken yaşlarda kaybetmezdim… Önce Batı`ya yönelerek peşine düştüğüm hakikati, yine Doğu`da buldum. Doğu`da ise, en parlak yıldız olarak Said Nursî`yi tanıdım… Tanzimat`tan bu yana, İslâm tefekkürünü temsil makamında, bir tek onu tanıdım. Başka hiçbir şahsiyet, bu makamı dolduramıyor, hakkını veremiyor.” - Cemil Meriç

Özellikle bu tip durumların İslam'a fatura edilmeye çalışılması kadın haklarını koruyan İslam'a büyük haksızlıktır. Bu hususta bir değerlendirme yapılacak ise toplumun dinden uzaklaşması bu tip kötü olayların artmasına sebep gösterilebilir.

Konudan uzaklaşmamak adına aşağıya bazı linkler bırakıyor ve kitaba dair yorumumuzu sonlandırıyoruz.