Ahmaklar Geçmişini Alnında Taşır Pekala O Zaman Ben Ahmak Mıyım? [2]

Yazımız serinin ikinci bölümü olup birey gelişimi, duygu kontrolü ve önceliklerin sorgulanması üzerinedir.

Konu: Geçmişin Yüklerinden Kurtulmak ve Doğru Hedefler Belirlemek
 
 
 
 
Youtube Video Açıklaması
Dr. Gülseren Budayıcıoğlu, kader motifinin doğduğumuz evden başlayarak yavaş yavaş oluştuğunu, bu yüzden eninde sonunda çocukken aldığımız yaraların bizi götürdüğü yere gittiğimizi anlatıyor. “En çok yaralayanlar, en çok yara alanlardır” diyor ve bu motifi hep birlikte tanıyarak hem kendi kaderimizi hem de çocuklarımızın kaderini değiştirebileceğimizi gözler önüne seriyor.  ***
 
Gülseren Budayıcıoğlu, 1947 yılında Ankara’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini TED Ankara Koleji’nde tamamladı. 1966 yılında Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi’ne girdi.
 
Önce TRT Ankara Radyosu’nda, daha sonra da TRT televizyonunda, kadrolu spiker ve sunucu olarak görev yaptı. 1972’de Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri Bölümünde uzmanlık eğitimine başladı.
 
07.03.2005 tarihinde Ankara’nın ilk özel psikiyatri merkezi olan Madalyon Psikiyatri Merkezi’ni kurdu. Sonrasında “Günahın Üç Rengi”, “Hayata Dön”, “Kral Kaybederse” adlı kitaplarını yayımladı.*** This talk was given at a TEDx event using the TED conference format but independently organized by a local community. Learn more at  https://www.ted.com/tedx
 

Birinci bölümde kişilerin omuzlarına yükledikleri stres unsurlarını ve stresin bağışıklık sistemi üzerindeki etkisinden bahsettik. Bağışık sisteminin bozulması; tüm fizyolojinin ve psikolojinin bozulması olduğu hususlarına değindik.  Bu yazıda ise birinci yazımda kısaca değindiğim bireylerin başarma hırsı bölümünü detaylandıracağız. Ardından bir kaç video ile konuya farklı açılardan yaklaşmaya çalışacağız.
 
 
Günümüz hastalığı olan başarı; başarmanın neresi hastalık diye düşünebilirsiniz. Bireylere atfedilmiş başarı olmayan, hayatın gereği bazı durumlar başarı gibi yansıtılıyor. Bu durum bireylerin yanlış yönlenmesine sebep olabiliyor.  Örnek olarak bir şarkı sözü diyor ki; “Yapılması gerekenin adını iyilik koymuşlar” 
 
Küçük yaştan itibaren her sergilediği davranış için tebrik edilen ve alkışlanarak büyüyen bireylerde genelde sık rastlanan bu duruma günümüz gençlerinde daha sık rastlamak mümkündür. Bu kişiler genelde yapması gerekeni yapmayıp, kendisinden talep edildiğinde ise tepki gösterirler. Pasif agresif kişilik tutumları sergileyebilirler. Hep tebrik edilmeyi beklerler ve odağın üzerlerinden gitmesini istemezler. Ben yaptım ve benim demeyi çok severler. Paylaşmayı sevmezler. Bu kişilerde öz güven eksikliği olma ihtimali yüksektir.
 
 
 
 
Bu bahsettiğim bir nevi güç zehirlenmesi gibidir. Bu tip durumlar mevcut pozisyonun kaybedilmesi ile genellikle düzelmektedir. Ancak bizim bu yazımızda detaylandıracağımız kısım kişinin başarıya ulaşmak arzusu ve yanlış hedef seçimlerinin bireyde oluşturduğu yıkımlar.
 
 
 
 
“Mutluluk arkasından koşularak yakalanacak bir hedef değildir.”
 

Abdul Arif Kerim ÇALIŞKAN

1994 yılı Kocaeli, Gebze’de doğdum ve büyüdüm. İlk okul çağlarımdan bu yana harflerle hemhal biriyim. Mekatronik temelli eğitim hayatımın perspektifinden ağaçların, çiçeklerin, hayvanların mekanizmalarını çözmek üzere tefekkür etmekteyim.

6 yorum

  • Kendi kendimi tedavi edebileceğimi düşündüğüm için sanırım, kendimi şanslı hissediyorum. Klinik psikolog Beyhan Budak'ın senli benli konuşması bilimsel açıdan önerilen bir teknik olabilir belki, ama benim gibi bunu rahatsız edici bulanlar da vardır. Gülseren Budayıcıoğlu'nun kitaplarının tamamını okudum. Kitaplarını abartılı bulsam da ODTÜ'deki konuşması sevecen, mütevazı ve sıcaktı. "En çok yaralayanlar, en çok yara alanlardır" sözünü doğru buluyorum. Teşekkürler:)

  • Güzel bilgilendirici bir yazı olmuş teşekkürler…
    Başarı hırsa dönüştüğünde başarı olmaktan çıkıyor.
    ‘Yapılması gerekenin adını iyilik koymuşlar’ bu sözü duymamıştım daha önce çok güzelmiş…

  • Evet, bende kendi kendimi tedavi edebileceğime inandığım için depresyonda olduğum bir dönemde psikoloji ile ilgilenmeye başladım. Şuan Udemy üzerinde ve bir çok kaynaktan psikoloji kursuna katılıyor ve kitaplar okumaya çalışıyorum. Gülseren Budayıcı oğlunun kitaplarını okumadım ancak yaptığı konuşma konu ile alakadar olması hasebiyle koydum. Beyhan Budak'ın üslubuna siz söyleyene kadar dikkat etmemiştim. Beni bugüne kadar hiç düşündürmedi. Genelde biz ve siz kullanırdım. Ancak bu sanki sorumluğu bir başkasına aktarıyormuşum gibi algılanmalara sebebiyet verdiği için artık birinci tekil şahıs kullanmaya özen gösteriyorum ama ikinci tekilin kullanılmasını çok tasvip etmem. Yorumunuz ve desteğininiz için teşekkürler.

  • Teşekkür ederim, psikoloji dalını seviyorum, ilerleyen dönemde girmiş olduğum kurslarda aldığım ders notlarını da psikoloji alanına ilgili olan kişiler ve psikoloji okuyanlar için faydalı olması için paylaşacağım.

Beni takip et

Sosyal ağlar...